Yazın Akışı

Her Şeyin Geçici Olduğu Şehir

Modern şehir insana barınacak yer sunuyor, fakat yerleşecek bir dünya vermiyor. Evler kiralık, işler geçici, sokaklar dönüşüm halinde, mahalleler sürekli yeniden kuruluyor. İnsan bir yerde yaşamaya başlarken bile oradan ne zaman ayrılacağını düşünmek zorunda kalıyor. Böylece ev, hafızanın merkezi olmaktan çıkıp geçici bir bekleme alanına dönüşüyor.

Oysa bir mekân yalnızca duvarlardan oluşmaz. Aynı pencereden yıllarca bakmak, aynı merdivenden çıkmak, bir masanın üzerindeki çizikleri tanımak insana sessiz bir süreklilik verir. İnsan geçmişini yalnızca zihninde değil, çevresindeki nesnelerde de saklar. Bir bina yıkıldığında bazen beton değil, kişisel tarihin bir bölümü de ortadan kalkar.

Modern şehir ise hafızayı ekonomik verimsizlik gibi görür. Eski olan yenilenir, küçük olan büyütülür, tanıdık olan markalaştırılır. Sokak kalır ama ruhu değişir. İnsan geri döndüğünde adresi bulur, fakat ait olduğu yeri bulamaz.

Bu yüzden çağımızın evsizliği yalnızca çatısızlık değildir. Daha derin bir kayıptır: geri dönebileceğin bir yerin bulunmaması. İnsan sürekli taşındıkça yalnız eşyalarını değil, kimliğini de kutulara koymayı öğrenir. Ve sonunda hiçbir yere tam olarak ait olmamayı özgürlük sanmaya başlar.

Çünkü aidiyet, yalnızca sahip olmakla kurulmaz; tekrarlarla, tanıdıklıkla ve kalıcılıkla oluşur. Bir şehrin insanı kabul etmesi için ona yalnızca oda değil, iz bırakabileceği zaman da vermesi gerekir. Aksi halde herkes yaşadığı yerin geçici misafirine dönüşür ve sessiz bir yabancıya.

Arama

Aramak için yazmaya başlayın.